Adım Hülya Uğur. 2019-2020 eğitim öğretim yılında Siirt/Şirvan ilçesine bağlı Nallıkaya Tüylüce mezrasında öğretmenlik yapmaya başladım. Bu köye geleceğimi öğrendiğimde merkeze uzaklığını, ulaşımı, kalabileceğim bir yerin olup olmayacağını çok düşündüm. Okullar açıldı, köye geldim. Çok az hane vardı, küçük bir köydü. Yolların bozuk olması, en kötüsü de okulun bir dağ başında olması beni çok şaşırtmış ve üzmüştü. Bir bayan olarak korkmuştum ve burada kalamayacağımı düşünmüştüm. Yanımdaki öğretmen arkadaşım çok iyi birisiydi. Ayrıca o çocukları ilk gördüğümde, onların o masum bakışları beni benden almıştı. Çocukların “öğretmenim, öğretmenim” deyişleri hala kulaklarımda. Tabii ki çok da zordu ama köyde öğretmen olmanın ne kadar güzel bir şey olduğunu zamanla anladım. Mesela köy öğretmeni olmak demek, çocuklarınız okula gelmeden önce onlar üşümesin diye erkenden uyanıp sınıfın sobasını yakmaktır. Çocuklar gittikten sonra okulu temizlemektir. İşte köyde öğretmen olmak budur. Bunları yaparken zorlanmadım mı? Elbette zorlandım ama zamanla alıştım. Hatta şu an soba yakmada oldukça ustalaştığımı söyleyebilirim.

Tabii ki köylerde kış çok sert geçer. Benim kaldığım köy bir dağın başında olduğu için burada daha da sert geçer. İşte o kış günlerinde kız öğrencilerim babetle ve çorapsız, erkek öğrencilerim ise  lastik ayakkabıyla ve montsuz okula geliyorlardı. “Üşüyor musunuz?” diye sorduğumda, kızaran elleri ve akan burunlarına rağmen “Hayır öğretmeniz, üşümüyoruz” diyorlardı. 20 çocuğuma da bot ve mont almak için maalesef maddi imkanım yoktu, içim gidiyordu. Yoğun kar yağışı yüzünden yollar kapanıyordu. Taşımalı öğrenciler derslerinden geri kalmamak için sabahın erken saatlerinde uyanıp 2 km yol yürüyorlardı. İşte bu kdar azimliydi benim çocuklarım. Sonra aklıma yardım eden gruplar geldi. Taa Tüylüce’den onlara sesimizi duyurduk. İhtiyaçlarımızı sıraladık, sağolsun bize yardım eli uzattılar. Bu güzel haberi çocuklarıma verdiğimde yaşadıkları mutluluk ve merak duygusu o kadar belliydi ki sanki hayatlarında ilk kez hediye alacak gibiydiler. Belki de gerçekten öyleydiler. Sayılı gün geçti ve beklenen hediyeler geldi. Herkesin merak içinde gelen kutulara bakışlarını ve gizlice birbirlerine “Bu benim hediyem” deyişlerini ömrüm boyunca unutmayacağım. Keşke o çocukların hediyelerine nasıl baktıklarını, paketleri açtıklarında attıkları çığlıkları sizler de görebilseydiniz. En az sizler de onlar kadar mutlu olurdunuz. Çocukların mutlulukları dünyaya bedel. Onlara bu mutluluğu yaşatan herkese sonsuz teşekkürler. Yardım eli uzatan iyi insanlar sayesinde; minik yavruların elleri, ayakarları, kulakları hiç üşümedi.

İşte bu kadar zordu köyde öğrenci olmak ve öğretmen olmak…